20 Kasim 2013
Aşağıda yazdıklarım Joyful Strains kitabından alınmıştır... En beğendiğim yerleri seçip yazıyorum...
Rum asıllı bir Türk 1971 yılında ailesi ile Avustralya'ya göç etmiş. O zamanlar 7 yaşındaymış. Şöyle anlatmış yaşadıklarını:
"...
Anonymity is impossible in a Turkish village, privacy an incomprehensible concept. Neither one of these words existed for me until I came to Australia. Fellow Tenedians knew you as well as you knew them. Your identity - the comprehension of who you were on a cellular level- was determined by your place in the social hierarchy. You were not a separate entity. You belonged first to the family, then to the community. Melbourne, with its jealously guarded backyard culture, was built to keep people apart. the requirement of privacy dominated its architecture and the topographical layout of streets. That was reflected on a microcosmic level by estranged families and neighbours who kept to themselves. We came from a place where every citizen had a role to play, but Melbourne appeared to have no concept of civic wholeness, nor indeed did it make a distinction between aloneless and loneliness.
...
"
Bu kişi geniş bir aile içinde, bir bütünün parçası olarak, kendinden habersiz yaşarken aniden herkesin kendi kendisi için bir şeyler yaptığı, "özel hayat" kavramının oldukça ciddiye alındığı bir yerde bulmuş kendini. Melbourne'de omuz omuza verip, herkesin işbirliği ile birşeyler yaptığını göremediği için içinde anlatılması zor, garip bir duygu oluşmuş. Öyle ki tek başınalık ve yalnızlık kavramları arasındaki farkın burada gizemli bir biçimde kaybolduğunu düşünmüş. Bu kişi büyüyünce gay olduğunu farketmiş ve normalde onu böylesi bir durumda evlatlıktan atabilecek türde bir ailesi olduğunu düşünürken annesi Avustralya televizyonunda izlediği bir diziden etkilenip, "Dynasty filmindeki Joan Collins eşcinsel oğlunu olduğu gibi kabul ediyorsa, ben de ederim." diyerek onu bağrına basmış.
Ben ve burada tanıdığım hiç kimse öyle zincirden boşalmış gibi, "Yabancı ülkeye geldim, artık her şey serbest, istediğimizi yaparız!!!" şeklinde yaşamıyoruz. İnsan nereye giderse gitsin, oraya kendisini götürüyor, değerlerini ve bakış açısını taşıyor. Ancak itiraf etmeliyim ki ülkemizde her geçen gün ayaklarımızdan geçirdikleri çuvalı gittikçe yukarı çeken, elimizi kolumuzu bağlayan, kişisel hak ve özgürlüklerimize küstahça karışan zihniyet karşısında buranın özgürlükçü yapısını çok çok takdir ediyorum. Önce de yazmıştım ya bayanlar nasıl giyinirlerse giyinsinler rahatsız eden bir bakışla karşılaşmıyorlar. Herkes istediği gibi düşünebiliyor, yaşayabiliyor, giyinebiliyor. Böylesi bir hür vicdan, irade ve özgürlük insana beynini kullanma ve en akıllıca seçimi yapma şansını tanıyor. Bu beceri ise hayatı boyunca verdiği bütün kararlarda ona yol gösteriyor. Bunları yazarken aklımdan töre cinayetleri, mahalle baskısı, okumak isteyenlerin okutulmaması, aile içi şiddet, eşcinsel olanlara toplumuzun bakışı, kadın- erkek ayrımcılığı, vs. neler neler geliyor... Sanırım en güzeli bir sentez yapabilmek, kendi kültürümüzün ve yabancı kültürün en iyi yanlarını alıp 2014 model bir Türk asıllı Avustralyalı olabilmek...
Aşağıdaki alıntı ise İngiltere'den 1988'de göç eden bir Yahudi'ye ait.
" ...
but when I moved to Sydney I changed the person I was. I gave up smoking and quit drinking psychotically. I started to train at the gym, with weights and boxing gear. I filled out and I grew up. I put on a new mask, a new accent. I even- almost- convinced myself. I started to think about being Jewish. At home, it had only been a handicap- like a broken leg or a lazy eye- that made me easier to hit. In Sydney, it seemed faintly exotic.
...
"
Bu adam ülkesinde hiç bir işe yaramaz, başı beladan kurtulmayan biri iken buraya göç ederek geçmişine bir çizgi çekmiş. Bambaşka bir insan gibi davranmış ve bir süre sonra kendini de buna inandırmış. Aynen şu konuşmada anlatıldığı gibi. http://www.ted.com/talks/amy_cuddy_your_body_language_shapes_who_you_are.html
Düşünsenize insana verilen sadece bir ömür var ve kimi zaman ister istemez aldığımız bazı kararlarla, attığımız bazı adımlarla o ömrün içine s.çmış oluyoruz. Filmlerinde olduğu gibi gözlerimizi kapatıp, "Allah'ım ne olur bana bir şans daha ver" diye yalvarıyoruz. Avustralya bu adam için aynen öyle olmuş. Onu tanıyan hiç kimse yok. Irkını, dinini bilen hiç kimse yok. Bütün etiketleri söküp atıp, bembeyaz bir sayfa ile hayata başlamak... Eğer unutmak istediğiniz bir geçmişiniz varsa ülke değiştirmek çok iyi bir seçenek. Eğer ders almayı biliyorsanız, yeni hayatınızı sıfırdan kurgulayıp mucizeler yaratabilirsiniz. Bu adam da öyle yapmış, kendine bir şans daha vermiş yani. Acaba siz olsaydınız bunu ister miydiniz veya bu şansı isteyecek birilerini tanıyor musunuz?
Şimdi gitmem gerek, ani bir kapanış oldu kusura bakmayın.
Burada saat gece yarısına yaklaşıyor, hepinize iyi geceler...
0 Comments